Başkandan Mesaj

  

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla.

Yeni bir Ramazana umutla ve heyecanla kavuşmanın mutluluğunu yaşıyoruz. Zamanı yaratan ve bereketlendiren, bizi mübarek aylara ulaştıran Rabbimize sayısız hamd ü senalar olsun.

Ramazan, İslâm’ın merhamet ve hakkaniyetini, ibadet ve taatini, bilgi ve hikmetle bütünleşmiş yüce ahlâkını bütün insanlığa anlatan kutlu aydır. Ramazan mağfirettir, takvadır, hayırdır, hasenattır. Ramazan, müminlerin oruç sayesinde nefsanî zevk ve hırslardan uzaklaşıp günahtan arındıkları, kemal yolculuğunda Rablerine yaklaştıkları kurbet ayıdır. Ramazan, Müslüman toplumların yardımlaşma ve dayanışma bilincini en derinden yaşadığı infak ayıdır.

Hayat bütün hızıyla akıp giderken, Ramazan sanki bir an kolumuzdan tutup bizi kendisine çeker ve sorar: “Nereye gidiyorsunuz?!” Alışageldiğimiz koşturmanın, stresin, dünya telaşının içinde bir an durup düşünmemizi, irkilmemizi, kendimize ve çevremize bakmamızı sağlar: “Bu haliniz nedir? Bu gidişat nereyedir?” Toparlanmamız ve istikamet bulmamız için bizlere yeni bir can, yeni bir hayat, yeni bir nefes getirir. İradelerimizi eğiten bir mektep, nefislerimizi terbiye eden bir okul olur. Bu yüzden Ramazan, her bir Müslüman’ın tefekküre zaman ayırdığı, hayata ve kâinata ilişkin tutum ve alışkanlıklarını sorguladığı, kendisiyle yüzleştiği bir hesaplaşma ayıdır.

Ramazan’ın her sene bizlere unuttuklarımızı hatırlatmasına vesile olmak isteyen Başkanlığımız, bu yıl “Hak Duyarlılığı” konusunu toplumumuzun gündemine taşıyacaktır. 2017 yılı Ramazan ayının teması “Üzerimizde Her Canın Hakkı Var, Bu Ramazan ve Her Zaman” başlığıyla idraklere sunulacaktır. Günümüzde hak ve hakikat konusu üzerinde düşünmeye ve bu konuda yüksek bir bilinç oluşturmaya belki de her zamankinden fazla ihtiyaç bulunmaktadır.

Hak duyarlılığı, gerek ferdî gerekse toplumsal hayatımızın denge, düzen ve huzur içinde sürdürülebilmesi için vazgeçilmez öneme sahiptir. Hakkın ve hakikatin kaynağının Cenab-ı Hak olduğu, O’nun hak ve adalet duygusunu insanın fıtratına nakşettiği, dolayısıyla hak ihlâlinin sadece insana karşı yapılan bir zulüm ve haksızlık değil, aynı zamanda Allah’a karşı da bir hürmetsizlik olduğu kalplere yerleşmelidir ki, yeryüzünde barış ve güven hâkim olabilsin.

Hak; hem korunması, gözetilmesi ya da sahibine ödenmesi gereken maddî veya manevî imkân, pay ve menfaat; hem de kişinin yetkileri, ayrıcalıkları ve diğer varlıklara karşı görev ve sorumlulukları demektir. Yüce Rabbimiz “Hak” ism-i şerifi ile kâinattaki bütün varlıkların haklarını koyan, koruyan, gözeten ve dengeleyendir. Sevgili Peygamberimiz bunu şöyle ifade eder: “Yâ Rabbi, sen Hak’sın. Vaadin haktır. Senin sözün haktır. Sana kavuşmak da haktır.” (Buhârî, Tevhid, 35) Cenab-ı Hak, insanoğlundan da yeryüzünün mükerrem halifesi olarak hidayetin ve hakikatin peşine düşmesini, hakikatin tecellisi için gayret göstermesini, hak duyarlılığına sahip olmasını ve hak ihlâllerine izin vermemesini ister. İnsan bir yandan Yüce Rabbi karşısında salih ve samimi bir kul olmakla, O’na hiçbir varlığı şerik koşmamakla “Yaratanın haklarını” eda eder. Bir yandan da insanlarla ve canlı-cansız diğer varlıklarla ilişkisinde dokunulmazlıklara saygılı, temel hak ve hürriyetlere duyarlı, merhamete ve adalete odaklı davranmak suretiyle “yaratılmışların haklarını” eda eder.

Hayatımız boyunca en yakınlarımızdan başlamak üzere her kademede ayrı bir hak dizisi ve sorumluluk dengesi karşımıza çıkar. Nitekim Resûl-i Ekrem (sas), Allah’ın ve Peygamberin hakkından din kardeşliği hakkına; İslâm’ın hakkından Müslüman’ın Müslüman üzerindeki hakkına; anne-baba hakkından evlat ve çocukların hakkına; akraba ve komşuluk hakkından arkadaşlık ve dostluk hakkına; karı-koca hakkından misafir ve yolcu hakkına; bedenin ve organların hakkından ailenin hakkına; fakir ve mazlumun hakkından bitki ve hayvanların hakkına kadar çok geniş bir alanda “hak” mefhumundan bahseder. Bunların her biri, insanı bağlayan birer yükümlülük, toplumu etkileyen birer sorumluluktur. Rahmet Peygamberinin hak konusunda belirlediği temel ilke ise şudur: “Her hak sahibine hakkını ver!” (Buhârî, Savm, 51)

İşte Ramazan-ı Şerif hak konusunda farkındalıklarımızı artırmak ve hakkı tutup kaldırmak için mükemmel bir fırsattır. “Malda fakirin hakkı” olarak tarif ettiğimiz zekât başta olmak üzere her türlü maddî yardım, hayır ve hasenat Ramazan ile bereketlenecektir. Oruçla “bedenimizin hakkı” olan sağlığı, Kur’an’la “ruhumuzun hakkı” olan huzuru bulacağımız bu ayda, teravihler, mukabeleler ve iftarlar “toplumumuzun hakkı” olan birlik ve beraberliği sağlayacaktır.

Gelin, her canın üzerimizdeki hakkını hatırlayalım. Anne-babamızın, eşimizin, çocuklarımızın, komşularımızın, akrabalarımızın, yetimlerin, mültecilerin, mazlumların, muhtaçların üzerimizdeki haklarını ödeyebilmek için imkânlarımız nispetinde gayret sarf edelim. Cenab-ı Hakk’a ve Hakk’ın Habibi’ne iman eden gönüller olarak öyle bir Ramazan geçirelim ki bu mübarek ayın manevi havası kalan on bir ayımıza yayılsın. Hak Teâlâ her birimizi bu ayın fazl u kereminden, rahmet ve bereketinden nasibdar eylesin.

Prof. Dr. Mehmet Görmez 
Diyanet İşleri Başkanı